yaşama biçimini değiştirme
(a) yolu ile, tarikiyle, üzerinden.
To go to Ankara by way of Bolu. (b) suretiyle, yöntemiyle,
usulüyle, tarzında.
by way of help. (c)
Brit. (
… being/doing, etc) … olmak/yapmak üzeredir.
He is by way of being an authority on the subject. (d) olarak, maksadıyla, yerine.
By way of an answer he just nodded.
… gibi/ …'in yolundan gitmek, … gibi davranmak.
go the way of all things: eskiyip ortadan kalkmak, ölmek.
yaşam tarzı
İsim, Sosyoloji
karayolu ile teması olmayan ve hiçbir geçidi de bulunmayan bir gayri menkulde karayoluna geçmek için
aradaki diğer bir gayri menkul içerisinden geçmes
miras yoluyla düşmek
Fiil
işleri kötüye gitmek
Fiil
önemli çapta iş yapmak
Fiil
bir yaşam biçimine uygun yaşamak
Fiil
belirli bir şekilde yaşamak
Fiil
dobra dobra konuşmak
Fiil
sonunda bizim dediğimize geldi
bir vakanın gerçeklerini öğrenmek için soruşturma yapmak
Fiil
birine tazminat olarak bir meblağ ödemek
Fiil
birini hayatını kazanacak bir işe koymak
Fiil
dünya hali, dünyanın gidişi.
satış yoluyla devredilmiş
6 mil kadar yoldan içerde olmak
Fiil
geçit hakkının (mürur hakkının) engellenmesi
bir şeyi tamamlayıp halletmek
Fiil
çok uğraşmak/çaba harcamak, büyük zahmete katlanmak. (b) kasten/mahsus/bile bile yapmak.
önce geçiş hakkı olmak
Fiil
bütün engellere karşın yolunda gitmeye devam etmek
Fiil
birini yolun kenarına iterek yol açmak
Fiil
birini yolundan saptırmak
Fiil
elinden geldiğince çabuk gitmek
Fiil
mümkün olduğu kadar çabuk eve dönmek
Fiil
(a) icabına bakılmış, gereği yapılmış, artık engel teşkil etmez, zorluğu kalmamış.
I'd like to get this job out of the way first. I feel better, now that problem is out of the way. (b) sapa, uzak, yol üstü değil.
The village is rather out of the way: Köy oldukça sapadır. (c) uygunsuz, münasebetsiz, yersiz, yolsuz, yanlış, (d) olağanüstü, alışılmamış.
He is nothing out of the way: Hiçbir fevkalâdeliği yoktur. (e) yoldan, aradan, ortadan.
Get out of the way: Yolumdan/ önümden çekil! (f) kayıp, saklı, yeri belli değil.
get out of the way of doing sth.: hamlamak, alışkanlığını kaybetmek, acemileşmek.
get into the way of doing sth.: bir şeye alışmak, eli yatmak, meleke kesbetmek.
yolunun üzerinden kaldırmak
Fiil
birini yolundan çekmek
Fiil
bir şeyi tehlikeden uzaklaştırmak
Fiil
birini yolundan çekmek
Fiil
geçit hakkının mahfuzluğu
(öncelikle) geçme/mürur hakkı, geçiş önceliği.
İsim
(geçilmesi caiz olan) yol.
İsim
(başkasının arazisinden vb.) geçiş hakkı.
İsim
demiryolu rayı döşenecek arazi şeridi.
İsim
yollarla kaplı arazi.
İsim
üstünden elektrik hattı geçen arazi.
İsim
öncelik.
gave the bill the right of way = right-of-way in the Senate.
İsim
geçiş üstünlüğü geçiş yeri
birini yolundan çekmek
Fiil
öncelik hakkını başkasına vermek
Fiil